Dark Phoenix

20/100 Görsel bir rezalet. Tam bir zaman kaybı.

Çok beklentisiz gidip büyük hayal kırıklığına uğradığım film sayısı fazla değildir. İki elin parmaklarını anca geçer. Dark Phoenix (bazı afişlerde filan X-men ismi geçiyor ama vizyon ismi sadece Dark Phoenix olarak seçilmiş) bu konuda yeni bir çığır açtı, hakkını teslim etmek lazım. Amatörce, baştan savma, son bir iş daha çekip paramızı alalım ve enkazı Marvel’a devredelim dercesine bir iş çıkarmışlar. İlk üçlemenin en zayıf halkası olan Last Stand (ki aynı Jean Grey- Phoenix dönüşümü hikayesini anlatıyor) baş yapıtmış, kıymetini bilememişiz. Bunca yıl kendisine haksız yere sövdüğüm için Bret Ratner’dan özür dilerim.

X-men hikâyesi aslında 2 defa beyaz perdeye taşındı. 2000 yılında başlayan ilk üçlemenin ilk iki filmi sadece süper güçlü insanları değil, ayrımcılık, kendinden olmayanlara karşı toplumun bakış açısını irdeleyen filmlerdi. Üçlemenin son ayağı Last Stand çok kötüydü herhangi bir şey ifade etmiyordu ama izlerken can sıkıntısından öldürmezdi. Sonra 20th Century Fox tekrar sevgili mutantlarımızın hikayesini anlatmaya niyetlendi. Bu defa daha genç bir kadroyla yola çıkmaya karar verdiler. İlk 2 film gayet güzeldi hatta Last Stand’de kamera arkasında olsaydı filmin iyi olacağına inanan benim gibi kişilerin duası kabul olmuş ve Bryan Singer Days of Future Past’te tekrar projenin başına geçmişti. Ama herhalde X-men’in kaderi “hep ilk iki film iyi olacak, kalanları çöp olacak”mış gibi yazılmış olmalı ki 3. filmde yine bir felaketle karşı karşıyaydık. Bryan Singer Apocalypse filmi sonrasında ortalığa saçılan cinsel taciz suçlamaları sonrası 4. film için düşünülmediğinden bu sefer daha önceki çeşitli X-men ve Deadpool filmlerinde senaryo ve prodüktörlük görevlerini üstlenen Simon Kinberg (oyuncuların da desteğiyle) 4. filmde ipleri eline alıyor. Bu aynı zamanda kendisinin ilk yönetmenlik denemesi (umarım son olur).

Yönetmen: Oyuncular ayakta durabiliyorlar. Kameraya bakabiliyorlar. Replikleri okuyabiliyorlar. Arada CGI destekli uçan, kaçan, akan hareketleri yapabiliyorlar. Bunlar bir yönetmen olarak kendisinin başarısıdır diye tahmin ediyorum. Ama rol yapma yetenekleri, yüz ifadeleri, vücut dilleri ne durumda diye soracak olursanız cevap veremem açıkçası. Olmayan bir şeyi açıklayabilecek kadar lügatım zengin değil.

Senaryo: Elde hazırda çizgi romanda defalarca tekrar edilmiş, çizgi film olarak TV ekranlarına taşınmış ve bir defa da sinema eseri olarak aktarılmış bir hikaye var. Bu hikayeyi mümkün olan en kötü şekilde dizayn edip, saçma ve manasız diyaloglarla süslemek çok emek gerektirmiş olsa gerek. Sadece çizgi romandaki hikaye akışını alıp konuşmaları c/p yapsa bundan bin kat daha iyi bir iş çıkarmış. Konu özetle şöyle: mahallenin dışlanan çocuğu Charles Xavier’ın, koruması altındaki mutantları topluma kazandırmak için PR faaliyetleri peşinde koşması yüzünden Phoenix doğuyor.

Sinematografi/ Diğer Teknik Dallar: Görüntü yönetimi ne çok batırmış ne de parlamış. Özel efektler (özellikle Storm’un olduğu sahnelere dikkat edin) inanılmaz başarısız. Plan çekimleri zayıf, sahnelerde aksiyon yer yer tıkanıyor bazı sahneler sanki bunu farketmişler de o sahneyi açmak için yapılmış gibi. Müzikler de baya başarısız. Ne moda sokabiliyor, ne bir duygu aktarımı filan var.

Kurgu: Kendisinden önceki 3 film ile arasında bir devamlılık ilişkisi kurmak isterken (bu üçlemenin ilk filmi First Class Rusya- ABD füze krizini, 2. film Vietnam savaşı dönemini aktarırken, 3. film 80lerde herhangi bir kayda değer olmayan bir dönemde geçiyordu.) bu defa 90larda kayda değer olmayan bir dönemde X-Men Amerikan toplumuna kendini kabul ettirmeye çalışıyor. Tabi geçen yıllar oyuncuları yaş olarak pek etkilememiş gibi görünüyor. Hadi bu filmi ondan bağımsız değerlendirelim, Phoenix ile ilk temas, Jean Grey’in elde ettiği güçten korkup saldırganlaşması, kaçması, yabancı güçlerin eline geçmesi, sonra yabancı güçlerin onu ABD’nin en kalabalık en bulunabilir lokasyonlarından birisinde anayol üzerinde bir dairenin (nedense) ikinci katına çıkarması, ikna etmesi, Xavier ve Magneto arasındaki çekişme, taraf değiştirmeler, sonra Jean Grey’in ele geçirilmesi ve o esnada kulaklarından kozmik güç fışkıran beyaz saçlı kadının bir düzine polisten çekinmesi vs vs vs. Yoruldunuz mu? İnanın izlemesi daha yorucu…

Oyunculuk: İsimleri bilinen, rol yapma yetenekleri konusunda kimsenin küçümsemeyeceği oyuncular teker teker hayal kırıklığına uğratıyorlar. Zorlama mimikler, diyaloglara inanmayan konuşmaları… Bir tane bile düzgün rol yapan yok ama Jenifer Lawrence’a özel bir parantez açmak istiyorum. Bu biraz da stüdyonun halt etmesi aslında ama kendisini silah zoruyla bu filmde ve öncekilerinde oynatmadıkları için biraz eleştiriden sebeplenebilir diye düşünüyorum. Çizgi romanlardaki X-men hikayesinde Mystque bu kadar önemli bir karakter değil. Arada Magneto’nun iyi tarafa git-gelleri olur ama Mystique çoğunlukla kötüdür, kötü kalır. Arada Magneto’nun boşalttığı konumları doldurur. Charles Xavier ile bu kadar yakın değildir. Ve ne olursa olsun Şirine ile bir benzerliği yoktur. Rebecca Romijin’i ne kadar özlediğimi bir daha hatırladım bu sayede. Onun fettan ve meşum bir şekilde çizdiği portrenin yakınından bile geçemiyor Lawrence. Ama tabi kendisi milyon dolarları götürürken ben de krizin göbeğindeki İstanbul’un bir köşesinde ufak bir AVMde bu filmi izleyip eleştirisini yazıyorum. Kim daha sefil tartışmayalım isterseniz…

Son Yorum: Eğer sen Marvel’san gel bu franchise’ını kurtar, eğer ben Marvel’sam sana emrediyorum gel bu franchise’ını kurtar.

2 Comments Kendi yorumunu ekle

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s