Silver Bullets (2011)

70/100, Korku filmlerinden yeterince korktuk biraz da korku filmi yapmaktan korkar mıyız tatlı qıs?

Sinema dediğin salonda izlenir. Tabi kendine ait 100 dönüm bir araziye kurulu bir villa kompleksinde kendi kullanımınıza hususi bir sinema salonunuz varsa evde de izleyebilirsiniz, bunda sakınca yok. Yanlış da anlamayın elbette evde bilgisayarınızın başında, veya dev ekran televizyonunuzda izleyerek de bir filmin tadını epeyce çıkartabilirsiniz. Ama bir filmin ruhuna ancak ve ancak bir salonda 100%e yakın vakıf olabilirsiniz. Bunca zamanlık sinema izleyiciliğim ve okurluğum esnasında sinemaya dair en beğendiğim söz Peter Bogdanovich’ten gelsin sizlere;

“I think one of the reasons younger people don’t like older films, films made say before the ’60s, is that they’ve never seen them on a big screen, ever. If you don’t see a film on a big screen, you haven’t really seen it. You’ve seen a version of it, but you haven’t seen it. That’s my feeling, but I’m old-fashioned.”

Peter Bogdanovich işi o kadar basit bir şekilde özetliyor ki. Sinema salonunu film denen ürünün Kabesi olarak yerleştiriyor ve sonuna kadar da haklı. Ne kadar kalabalık olursa olsun vizyonunuzun tüm o sahneyi alabilecek kadar geniş olması çok önemli bir nimet. Sonuçta görsellikten beslenen bir sanat bu. Ve salonda sürekli mısır yiyip telefonunuzla oynayan bir barbar değilseniz size sunulan şeyleri daha verimli gözlemleyebilirsiniz.

Ama ne olursa olsun 21. YY.dayız ve teknoloji bazı şeyleri ayağımıza getirirken ıskalamak olmaz. Online streaming platformları devrin yükselen yıldızı. Netflix için Youtube ile birlikte internet veri trafiğinin 3te birini sömürüyor geyikleri gelsin hemen aklınıza. Onun peşinden pazara dalan Prime, Disney, HBO gelsin. Bir de arada sırada isminin görürdüm ama pek bakamazdım, mubi, artık o da gelsin aklınıza, diye bir şey varmış. Ve iyi ki varmış. Türkiye şartlarında vizyona giren filmlerin kalitelerini düşünürsek eski tarihli, sinemasal değeri olan filmleri (konseptten anladığım kadarıyla) belli bir süre online gösterime açan bazılarını da ufak bir meblağ karşılığı izleten bir platform. Daha çok yeniyim ama Netflix ve Prime benzeri platformlar bana dizi ağırlıklı gelirken mubi film verme işini kendine yakıştırabilmiş. Bu sitede üyelik açtığımdan beri ilk izlediğim film Silver Bullets yazısı bu sitede.

Silver Bullets yönetmen/oyuncu Joe Swanberg’in 2011 yapımı filmi. Kendisinin sinema kariyer baya zengin. Oyunculuk yapmış. Yönetmenlik yapmış. Yönetmen/ oyuncu aynı anda olmuş. Kariyeri de baya zengin. İsmen ilk hatırlayamasam da film boyunca “ben bu adamı nereden hatırlıyordum acaba?” diyip durdum ve onunla ilgili bir tarama yapınca buldum. V/H/S’in arkasında isimlerden birisi (Yönetmen ve oyuncu olarak yer almış ki BENCE son 10 yılın en az takdir gören korku filmlerinden birisidir. Karanlık bir odada yalnız başına izleyip azıcık bile korkmayan kişiye benden açık çek) The Sacrament’ta oynamış (ki bu da bir diğer underrated korku/gerilim filmidir) LOL’da yönetmen, oyuncu, prodüktör, screenwriter olarak yer almış… Daha nice işi var. Bilmediğim 1 düzineden daha fazla filmde bir şekilde imzası var ve belli yöneldiği bir tarz da pek yok açıkçası. Genelde bulunduğu işler tam anlamıyla box office dostu olmasa da bilinirliği yüksek birisi. Bu defa bir korku filmi yapımının arka planında gerçekleşenleri anlatan Silver Bullets’da Yönetmen/ Senarist/ Oyuncu olarak yerini almış. Aslında hiç de fena değil çıkan iş bazı açılardan bakınca.

Yönetmen: Çok sanatsal bir arayışla bu filmi çıkartmaya uğraşmış. Çekimler, ışık kullanımı, müzikler hepsi onun seçimi. Aslında bir korku filminin prodüksiyon aşamasında olanları anlatıyor ve filmde çok korkunç bir şey yok. Asıl amaç sizi set ekibi içinde yaşanan o duygusal girdap içine çekmek. İhanetle, görmezden gelinmekle hatta anlaşılamamakla korkutmayı amaçlamış. Kısmen başarılı olmuş diyebiliriz ama filmin akıcılığı fena halde yavaş olduğu için etkileyiciliği hafif kalmış.

Senaryo: Aslında atmosfere dair tercihleri, müzik, dekor ve kurguya ait bazı bileşenleri çıkarsan bu film benzeri onlarca iş bulabilmek mümkün. Hatta çoğu zaman internetlerde bulabileceğiniz bir filmin yapımına dair belgesellerle benzer bir yapıda. Ama farklı olarak drama unsurlarının eklenmiş olması onu bu örneklerden ayırıyor. Bir filmin yapım hikayesi anlatılmıyor burada. Bir hikaye anlatılıyor ve özneleri bir korku filmi çekiyor.

Oyunculuk: Filmin amatör anlatımına yakınsayan bir oyunculuk var. Filmin ruhu içinize işledikçe oyuncularla aynı hisleri paylaşırmış gibi hissedebilirsiniz bazen. Sadece olmaları kendilerine verilen metnin hakkını vermedikleri anlamına gelmiyor elbette. Ama sadece çok parlamıyorlar.

Sinematografi/ Diğer: Karanlık. Her tercih karanlık. Dekor, müzikler, ses efektleri…. Aslında idare eder gibi olsalar da filmle bütünlük kurmaya yaklaştığınız anlarda dikkatinizi ve bakış açınızı dağıtabiliyor arada. Ama genelde bunaltıcı metinle paralel gidiyor gibi.

Kurgu: Kısıtlı yerde ve dar bir kadroyla bu kadar dağınık bir anlatım şeklini nasıl becerebilmişler aslında çok hayret uyandırıcı. Yani aksini düşünen birisiyseniz hayran olabileceğiniz bir özellik aslında anlatıma balta vuran bir hal alıyor. Filmin başlangıcı ve sonu arasında geçen o sürede konuyu anlıyorsanız dahi bazı “neden?” soruları kafanızda asılı kalabilir.

Son söz: Ne çok heyecanlı, ne çok durgun. Ne aşırı gizemli ne de tamamiyle duru. Ama bir şekilde ilginizi uyandırabilecek şeyler içeriyor. Sanatsallı anlatım meraklıları bir göz atabilir.

Yorum bırakın