The Current War

61/100, kısmen rezaletin kıyısından dönmüş vasatı güç bela geçen bir film.

Ölene kadar Twitter isimli sitede olan birisi olarak belli başlı olayların sürekli ısıtılıp ısıtılıp gündeme getirilmesine çok alışığım. Soğanlı menemen, yazcı/ kışçı kavgaları, zeitgeist belgeselinden çeşitli parçaların binyılın buluşuymuş gibi floodlanması vs… Daha onlarca topic var ama şu an aklıma sadece bunlar geldi. Ve en meşhur tekrar eden konulardan birisi ise oç Edison vs mazlum Tesla. Genel olarak, en azından Twitter’da, olayların nasıl geliştiğini aşağıdaki Umut Sarıkaya karikatürü ile özetleyebiliriz:

Tweetler gözünüzün önünde canlanır gibi oldu şimdiden değil mi?

Popüler kültürün saçma dezenformasyonlarından birisi olan bu fenomenle ilgili kısa bir bilgi vermeye çalışacağım. Edison ve Tesla asla düşman değildiler. Birbirlerine rakip akımlardan (hem gerçek manada hem de mecazi anlamda) gelmeleri karşılıklı saygı dolu üretken yıllar geçirmelerine engel olmadı hiç. Edison tüm kariyeri boyunca sık sık buluşlarını kullanışlı bulmasa da dehasını teslim ettiği belirtilir ve ömrü boyunca düşmana en yakın bulduğu kişi de bir süreliğine Tesla’nın çatısı altında çalıştığı Westinghouse ve onun şirketi aslında. Yanında melek sayılabileceği Steve Jobbs’ın sürekli yüceltilmesini ve onun sürekli gömülmesini en çok bu yüzden anlamakta zorlanıyorum. Ki film bu noktaya dokunuyor, en azından sadece bunun için bile saygıya değer. Tesla’nın başarısız olmasındaki en büyük etken Edison’un sabotajları değil (ki bunlar gerçekten var, Edison şöhretli bir mucit olmanın avantajını sık sık lehine kullanmaya çalışmış, vefatından sonra Tesla onun hakkında ağır eleştiriler içeren bir gazete makalesi kaleme almış hatta) tersine Edison’un aynı zamanda ticarete daha yatkın bir kafasının olması Tesla’nın ise karşısına çıkan yatırımcılar tarafından sıklıkla dolandırılmasıdır. İkinci bir nokta da Tesla’nın destekçisi olduğu alternatif akımın tek başına yeterli olduğu doğru akımın ise kullanışsız ve zahmetli olduğu. Esasında doğru olan ise alternatif akımın daha az masraf ve kayıpla daha uzak mesafelere iletilmeye elverişli olduğu, doğru akımın ise çoğu günlük elektronik cihaz kullanımlarında daha kullanışlı olduğudur. Aslında bu iki akım çıkış dönemindeki kavga ve gürültüye rağmen rakip değil birbirlerini tamamlayıcı niteliklerdedir. Not: Bu yukarıdaki elektrik ile ilgili bilgilerim eskiden Fizik okuduğum yıllardan ve çeşitli kaynaklardan denk geldiğim yazılarda aklımda kalan genel kültür parçalarıdır. Yanlışlanabilir ve eleştiriye açıktır.

Filme gelirsek büyük ve güçlü bir kadroyla afişten tut giriş sahnesine dek çok şey vaat eden ve bunların bir kısmını başarabilen kalanlarında feci şekilde başarısız olan bir eser.

Yönetmen: Aslında gerçekten kötü bir iş olmadığını tekrar belirtmek durumundayım ama çok ilgi çeken bir konuyu, popüler oyuncularla sahneye taşınması bir beklenti yaratıyor ve görünen o ki kendisi bu yükün altından tam anlamıyla kalkamamış gibi. Derinlikten yoksun karakterler, kötü kamera açıları, özellikle elektriksiz dönemin önemini vurgulamak için daha da karartılmış bir ekranla seyircinin izleme keyfini baltalaması hanesine yazılabilecek eksikler. Geri kalan konularda hikayeyi aktarma ve akıcılık olarak belli bir standartı yakaladığını söyleyebiliriz.

Senaryo: Devrin büyük isimlerini konu alan metin bunların hayatlarından çeşitli kesitleri sunmaya çalışırken tam hakkını veremiyor aslında. Görece daha gerçeklere sadık ve popülizme teslim olmayan özünü takdir etsem dahi bu kısımlar es geçilecek gibi değil. Sırf bu sebepten bile sıkılmasanız dahi salondan çıktığınızda doymadığınızı, bir şeyleri eksik olduğunu hissederken bulabilirsiniz kendinizi.

Oyunculuk: Benedict Cumberbatch, Tom Holland gibi şu sıralar popüler İngiliz aktörlerin Amerikan aksanı denemeleri kelimenin gerçek anlamıyla çok sakil duruyor üzerlerinde. Herhalde Atonement filminden beri bu kadar kötü bir rol yapma aksan ikilisini bir arada görmemiştim. Oysa çok doygun ve tınısı hoş bir sesi olsa da nedense 2-3 filmde bir bu aksan performansı başarısız oluyor gibi. Michael Shanon kendisine ayrılan süreyi doldurulmuş ama yan rolün de yan rolü kadar süre biçilen Nicholas Hoult ikna edecek kadar dahi düzgün bir Tesla portresi çizemiyor bizlere.

Sinematografi/ Diğer: Yukarıdaki satırlarda zaten bahsetmiştim renk seçiminden ve kamera açılarından. Filmi izlerken sıklıkla önemli olayların sanki kadraj dışında gerçekleştiğini düşünmenize neden oluyorlar. Dekorları ve oyuncuları bazen seçmekte zorlansanız da dönemi başarılı bir şekilde aktarmayı becerdikleri de su götürmez bir gerçek.

Kurgu: Tatmin edici sayıda yan hikayelerin esas hikayeye bağlanması en azından uygun. Arada bazı şeyler güme gitse de çorbaya çevirmeden izleyiciyi boşlukta bırakan finale bağlamayı becerebilmişler. Esas sıkıntı ise iki boyutlu senaryonun ne anlatmaya çalıştığını açığa çıkaramaması. Tüm o anlatılan yan hikayelere ve karakterlere rağmen esas konunun ne olduğu konusunda emin olması zor.

Son söz: Konuya meraklıysanız internetlerde sıklıkla dolaşan bilgi kaynaklarının aksi yönde bir anlatımı dahi ilgiye değer. En azından konuya dair araştırma hevesiniz uyandırabilir ki bu da aslında bilim ve ticaret ikilisinin yıllar içinde nasıl bir ilişkisi olduğuna dair güçlü bir kavrayışa sahip olmanıza neden olabilir.

Yorum bırakın