Crawl

74/100, Islak sürprizlerle dolu bir gerilim korku filmi.

Bu güzel pazar gününde yarın mesai olmayacağının güveniyle vurdum çantayı sırtıma çıktım yola. Hedefim aslında Tolkien’i izlemekti ama programa baktığımda Crawl (Ölümcül Sular olarak Türkçeye kazandırılmış. Yine bir çeviri harikası daha.) dikkatimi çekti. Trailer ve kadroya şöyle bir bakmam fikrimi değiştirmeme yetti. Açıkçası tercihimden de çok pişman değilim an itibariyle.

Yönetmen: “Sürekli izleyeceğim” deyip unuttuğum korku filmlerinin (The Hills Have Eyes (2006) ve Piranha 3D (2010) ) unutulmaz yönetmeninden çıtayı aşan bir iş. Önceki filmlerini izlemediğim için beklentiye girmemiştim ama gayet mutlu etti. Aksiyon ve korkuyu bir potada başarılı bir şekilde eritmesi, oyuncuları idaresi iyi. Bazı yerlerde ona ait olduğunu tahmin ettiğim tercihler filmin hem atmosferini hem de akıcılığını baltalasa da elindeki malzemeden iyi bir şey çıkarmış.

Senaryo: Yeni ve çığır açan bir senaryo yok. Spoilera girmeyeceğini düşündüğüm için şöyle diyebilirim: Aliens senaryosunu timsahlarla düşünün. Uyarlama kısmı çok eğlenceli. Karakterlerin iç dünyalarını ve hislerini anlatmak için mümkün olabildiğince detay eklemeye çalışmışlar. Çok fazla değil ama belli sahnelerde kahramanların iç dünyasına göz atmak hem dinlenmenizi sağlıyor hem de onlarla empati kurmanızı.

Oyunculuk: Bu sıralar moda mıdır bilmiyorum ama korku filmlerinde kadın başrol baya revaçta. Us, Happy Death Day Serisi, A Quiet Place, Unsane, Hereditary gibi filmleri düşünürsek gayet de iyi aslında. Ve bu filmler illa kadınları kırılgan, yardıma muhtaç şekilde de lanse etmiyorlar. Çeşitli açılardan onların hayatlarına ve başlarına gelenleri inceliyorlar ve bu film de Kaya Scodelario’nun güçlü performansı ile bir nevi sınıf atlıyor. Onun yerinde daha başarısız bir oyuncu olsaymış bu kadar iyi olmayabilirmiş. Barry Pepper da saplantılı baba rolünde gayet iyi. İkili zaten daha önce Maze Runner serisinde başrolü paylaşmışlar yine. Filmde zaten diğer oyuncular ara öğün gibi olduğundan çok sözü edilecek bir şey yok.

Sinematografi/ Diğer: Çekimler gayet temiz. Detayların gösterilmesine özen göstermişler. Kimi yerlerde çevre çekimleri ve efektler sırıtsa da (özellikle sonlara doğru biraz film ortalamasının biraz altına düşüyorlar) atmosferinin oluşmasına hatrı sayılır katkısı var diyebilirim. Soundtrack olarak sürekli suların yükseldiği bir ortamda radyodan çalan şarkılar ile gittiği kadarıyla dikkatinizi dağıtmıyor.

Kurgu: Yönetmen ve kurgu ile uğraşan ekip komple seyircilerin hisleriyle oynuyorlar ve dalga geçiyorlar. Ve kötü anlamda değil. Kökleri Hitchcock’a dayanan bir seyirciyi rahatlat- sonra yerine çivile anlayışını gayet iyi şekilde sahneye taşıyorlar. Aslında tüm akışa bakarsak kendini ne kadar kapatırsan kapat dışarı dünyanın seni istila edeceğine dair çıkarımlar üzerine kurulmuş. Ve filmin kurgusu onu B sınıfı kaliteden çıkartıp vizyon filmleri standartına getiren şeylerden bir diğeri.

Son söz: Eğer olur da gitmeye karar verirseniz sakın trailerı izlemeyin. Filmin heyecanlı ve gerilimli çoğu sahnesini oraya koymuşlar.

Yorum bırakın